Kasım 14, 2006

Haluk Nurbaki | Benzersizlik Mucizesi

Kur'an'ın en önemli hikmeti benzersizlik sırrıdır.

O kendi lisanı ve özel ahengi içinde okununca; insanın temel vasfı olan duyma hassasını yitirmemiş her insan, onun benzersizliğini hemen sezer. Onun bilinen, sözlerden hiç birine benzemediğini derhal farkeder. Bu hikmetin nedeni, yitirdiğimiz mono hafızamızdaki dini aksisedadır.

insanın kalbi; gönlü, Kur'an dalgalarına göre ayarlanmış hassas bir alıcıdır. Onu işitince derhal canlı bir ekran gibi anlaşılması güç bir görüntü verir.

Bu yüzden K'ur'an'da bitmeyen bir tazelik, bozulması imkansız bir safiyet (berrak bir arıtılmışlık) sezilir. Lisanı, belli bir dili temsil etmesine; yani Arapça olmasına rağmen çok net bir anlaşılırlık sezilir. Ahengi öylesine esrarlıdır ki konular âdeta bu ritm içinde canlı gibi yaşanır. Kur'an'ın benzersizliğine ait bu temel ilkeleri biraz daha açarak örnekler üzerine açıklamak istiyorum.

A) TAZELİĞİ ESKİMEZLİĞİ:

Bilindiği gibi kula ait her söz ve yazı zaman rüzgarı altında yıpranır, eskir ve etkisini kaybeder.

Allah kelâmı olan Kur'an ise her geçen gün tazelenir, güçlenir. Her hükmü zamanını aşarak asırlar ötesine hükmeder.

Kur'an dışında her yazılan, zamanının bilgi ve yargılarını taşıdığından değerini yitirmeye mahkûm olmuştur.

Çok eskiden örnek almaya gerek yoktur. Henüz yüzyılımızın başında ortaya atılan felsefi doktrinler, çağının ateist, materyalist görüşlerine dayandığından günümüzde hemen eskimiş, yapılan tüm yamalara rağmen değerlerini yitirmişlerdir.

Halbuki Kur'an'ın indiği çağlarda anlaşılması imkansız birçok hükümleri, yeni yeni anlaşılabilmektedir.

Kur'an'ın inzal olduğu çağda yeryüzünde ilim bağımlı, sosyal ve ekonomik yapı tam bir keşmekeş içinde idi. Yalnız kaba kuvvet dışında topluma etki yapan hiç bir güç tanınmıyordu.

Kur'an, dünyanın bu çılgın sapkınlığına tek başına karşı koydu.

İlmi tüm güçlerin başına geçirdi.

Ahlâkın toplumda tek dayanak olduğunu ilan etti ve uyguladı.

Bugün insanların, insanlık adına övüneceği tüm ilkeleri, inanan-inanmayan, tüm toplumlara kabul ettirdi.

Yüzyılımızda hâlâ tartışma konusu olabilen insan eşitliği ilkesini, çıkarcı güçlerin tüm direncine rağmen kabul ettirdi.

Çağımızın insan hakları konusunda en büyük düşünürü sayılan Roger Garaudy bu gerçeği tesbit ederek 1981 yılının Nisan ayında Müslüman oldu ve Kur'an için: «Çağların daima en önünde giden Allah kelâmıdır» dedi.

Bugünün batı dünyasının bilim adamları R. Garaudy için ne diyecekler bilmem. Fakat daha 1982 yılı sonuna kadar bizdeki aydınlar onun için son üç yüzyılın en büyük düşünürü diyorlardı.

Bir batılı bilim eleştirmeni de onun için «Tüm bilimsel doktrinler kaybolsa, o en güzelini yeniden kurar» diyordu.

İşte Garaudy bilimsel doktrinini kurdu ve: «Benim doktrinim Kur'an'dır, çünkü o yeryüzünde eskimeyen, çağları arkasında sürükleyecek kitabdır» dedi.

Bir savaş, bir bilimsel buluş, anında inançları, düşünce yargılarını, derhal yok etmektedir. 15 Asırdır yüzlerce savaş, binlerce bilimsel keşif bile Kur'an'ın tazeliğini korumasını engellememiş, aksine onun gerçeklerine bizi büsbütün yaklaştırmış, hayranlığımızı artırmıştır.

Yeryüzündeki tüm düşünceler, inançlar, mutlaka Kur'an'ın hikmetlerinden birini taşırsa ayakta kalır. Ve de Kur' an tüm bu fikirlerin üstünde onlara hakimdir. Ona ters düşen her inanç çürür, yok olur, ondan güç alan düşünceler ise canlı ve taze kalır.

Yine batılı bir düşünür (Bernard Shaw) «Sizce yeryüzünde en ilginç olay nedir?» diye sorulduğunda:

«Yeryüzünde bunca kavga ve düşünce kargaşasına rağmen, Kur'an'ın tazeliğini, korumasıdır» diye cevap vermiştir.

Kur'an, güzeli, gerçek insanın mizacını dile getirmektedir. Onun hükümlerine, ahlâkına ters düşen, mutsuzluğa ve çıkar kavgasında eskiyip yok olmağa mahkûmdur.

B) KUR'AN'IN SÂFİYET SIRRI:

Yine Kur'an'ın Allah kelamı oluşunun bir simgesi de onun arılığıdır. Her eser zamanın etkisi ile çağının bilimsel inançlarını ve de toplumun şartlarına ait izleri mutlaka taşır. Kur'an'da ne çağının ne de çağının öncesinin etkisini bir nebze olsun görmek mümkün değildir.

Örnekler Sonsuzdur. Ancak birkaç konuda misallendirmek istiyorum:

Kadın Konusu:

Gerek Kur'an'dan önce, gerek Kur'an'ın inzal olduğu yıllarda hiç bir sosyal ilgide ve politikada kadın kesinlikle var sayılmıyordu. ilk kez Kur'an, kadına tüm politik ve sosyal konularda erkekle eşit şartlarda hitap etti. Kur'an'ın bu tarzı, çağında çok yadırgandı.

Halbuki Kur'an, erkek ve kadına ayrı ayrı hitap ederek o ân için büyük bir fikir inkılâbı getiriyordu,

b) Hukuk Alanında:

Getirdiği tüm kurallar kesinlikle ne Arap hukukuna ve ne de çevredeki ulusların hukukuna benzemez.

c) Bilim Açısından :

Ne zamanının, ne de kendinden öncesinin izini Kur' an'da bulmak mümkün değildir. Hatta o günün bilimine sıkı sıkıya bağlı olanlar, Kur'an'ın kendi bilimlerine ters düşmesini, kendi inançları ile çok zor uyuşturuyorlardı.

Kur'an, asırlar ötesinin fiziğini. astronomisini ihtiva ediyordu. Elbette ki Parite teorilerini, Kuanttan çekime kadar en önemli yasalarını anlatan Kur'an'ın bilimsel âyetleri, asırlar boyu hayretle gözlendi. Hele güneşin 7 gezegeninin; bu sistemin Kur'an'da yer almaması tüm bilim adamlarınca yadırganıyordu.

Çünki Kur'an'ın inzal olduğu asırda Güneşin 7 gezegeni, gezegen olarak bilinmese bile, o zamanın yıldız bilimiyle uğraşan âlimlerce pek muteber bir ilmî gerçek sayılıyordu. Kur'an bu 7 gezegenden bahsetmiş olsa idi, onlar bunu bilimsel bir gerçek sanacaklardı; ama, çağımızda bilimsel bir tezat ortaya çıkacaktı. Kur'an'ın safiyetinde bu tarz yanlış bilgilerin bulunmaması büyük bir mucize unsurudur.

Halbuki Kur'an'ın en büyük mucizelerinden biri, işte çağının tüm astronomi bilgilerine rağbet etmemesidir.

Tıp ve biyoloji konusunda da Kur'an, tek bir yanlışa fırsat vermemiştir.

İşte Kur'an, içinde çağının etkisi olmayan ve böylece bilimsel arınmışlığını koruyan tek kitaptır. Çünkü Allah kelâmıdır.

Kur'ân'ı tetkik eden her gerçek bilim adamı, Kur'an'daki bu sâfiyete hayran kalır.

d) Kur'an'ın Lisanı:

Birçok âyetlerde, Kur'an'ın bir hikmetler kaynağı olduğu, anlaşılabilmesi, ya da kolay anlaşılması için Arapça olarak gönderildiği bildirilmiştir. Sûre 12, Âyet 3:

«Elif-lâm-râ, bunlar gerçeği açıklayan kitabın âyetleridir. Biz onu anlayasınız diye arapça bir kur'an olarak indirdik.»

Âyetten açıkça anlaşıldığı şekilde Kur'an, evrenin bütün bilinmezlerini kapsayan bir şifreler kitabıdır. Yani bilimsel anlamda tüm bilgileri depo eden bir bilgi hazinesidir. Bu bilgi hazinesindeki hikmetleri, rumuz harflerin ifadesinden de anlayacağımız şekilde kavrayabilmek kolay bir iş değildir; ancak, Cenab-ı Hak, bu hikmetler ve bilgiler kitabını anlayabilmemiz için, kuruluş açısından en geniş imkânlı bir lisan olan arapça olarak göndermiştir.

Yine rumuz harflerinin açık âyetler olduğu bildirilen bu âyetler içinde, bir şifre, bir evren yasası ve kuralı olmuş niteliği çok açıktır. Diğer taraftan Kur'an'ın Levh-i mahfuz olduğu da bir çok âyetle bildirilmiştir. Levh-i mahfuz, evren gerçeklerinin yazılı olduğu bir kompitür sistemidir. Demek ki Kur'an, evren gerçekleri, yasaları ve kurallarının matematik sistem içinde Arapça'ya aktarılması olayıdır.

Bu söylediklerimiz Kur'an'ın kesin beyanlarıdır ve herhangi bir yorum yoktur.

Evrene ait pek çok gerçeği içeren Kur'an'ın, Arapça oluşunu, Arapça'nın en iyi lisan oluşu gerçeğinde aramak gerekir.

Bir kompitür bandını bir lisana aktarmak için elbette, özellikle kelime deryası zengin, grameri güçlü bir dilin seçilmesi gibi zorunluğu bu konunun ehli çok iyi takdir eder.

Şu halde Kur’an’ın, ileriki bölümlerde göreceğimiz gibi, birçok bilimsel sırlar saklaması tabiîdir. Onun harflerinde ve kelimelerinde mutlaka çok özenle hesaplanmış hikmetler vardır. Bu gerçekleri bilerek, hatta görüp yaşayanlar için Kur’an’ı tercüme etmekteki imkansızlık, pek açıktır, belki lisana çeviriler çok kaba hatlar ile manaya yaklaşım içindir. Yine bilinmektedir ki: Kur’an Arapçası, başlı başına değişik bir Arapçadır. Çeşitli Arapça şivelere hatta zengin ve ağdalı Arapça edebiyata Kur’an’da rastlamak mümkün değildir. Bu yüzden bazıları Kur’an Arapçasını halk lisanı olarak tanımlamaya kalkmıştır.

Halbuki Kur'an Arapçası çok özel bir Arapça'dır. Hem Iirik, akıcı bir üslûbu vardır, hem çok bilimseldir.

Hem her okunuşta kolayca anlaşılır, hem okudukça yeni manalar açılır.

Ayrıca Kur'an Arapçasının çok önemli bir yönü, Kur'an'da geçen pekçok Arapça kelimelerin daha önce hiç kullanılmamış olmasıdır. Arapçada geçen fakat yalnız sınırlı amaçlar için kullanılan kelimeler de Kur'an'da bilimselleştirilmiştir.

Cennet ve Cehenneme ait birçok özel kelimeler ve Levh-i Mahfuz deyimleri, ilk kez Kur'an'da geçmektedir. Zemheri kelimesi bile ilk kez Kur'an'da izlenmiştir.

Özetle söyleyebiliriz ki :

Kur'an Allah ilminin Arapça olarak verilişidir. Ancak onun lisanı klasik Arapçadan ahenk açısından farklıdır.

Bu gerçekler içinde Kur'an çok özel bir Arapçadır. Onun kelimeleri hem ahenkleşecek biçimde seçilmiş, hem de o kelimenin tercümesi manaya çok gizli sırlar getirmiştir.

İlk bakışta:

Hünnes ile Künnes ahenk için yanyana geldi sanılır. Halbuki bu kelimeler evrenin temel yasalarını temsil etmektedir.

e) Kur'an'ın Âhengi (Ritmi) :

Kur'an'ın âhengi, batı deyimi ile ritmi, başlı başına ilâhi bir mucizedir.

Özellikle gönlü ve rûhu ahenk zevki taşıyanlar, onun ahengi ile mest olurlar.

Bilindiği gibi her sûre kendi konusu içinde ayrı bir ahenk hikmeti taşır. Bir yandan âyet sonundaki kafiye ritmi, bir yandan bir âyetle tüm akıcılık, bir parça nasibi olanı mest eder.

Kur'an'ın mânâsına aşina olmayanlar bile bu ahengin güzelliği içinde mânaya yaklaşırlar. Sûre-i Rahman'ı bir okuyunuz, hiç mânâsını bilmeden Allah'ın hilkatteki san'atının büyüklüğünü hemen sezersiniz. Sûre-i Vakıa'yı okuyunuz, hiç anlamadığınız halde adeta mahşeri yaşarsınız. Kur'an'daki bu ritm mucizesi âyetleri kısa olan son iki cüzde büsbütün göze çarpar. Adeta insanı kendi ahenginde eritir. Sure-i Tekvîr'j bir kez okuyunuz. bakın mahşerdeki tabloyu yaşar gibi nasıl sezeceksiniz. Sure-i Müddessir'de Velid'in azarlanmasını hayretle içinizde hissedersiniz.

işte Kur'an'ın bu akıl almaz ahengi ve ritmi, onun ilahi kitab oluşuna hiç tereddüt bırakmayan bir mucize sırrıdır.

Daha geçen yıl Kur'an'daki bu âhengi farkeden iki ünlü batılı müzisyen İslam dinini seçmiştir. İngiliz pop müzik sanatçısı Rum asıllı Cat Stevens Kur'an-ı dinledikten sonra gitarını atmış: «Ben böyle bir nağme (ritm) ve ahenk dinlemedim. Bu ilâhi bir kelâmdır» diyerek Müslüman olmuş, tüm servetini İslâm'ı tanıtma yoluna sermiştir. O günden bu güne bir tek ilâhî bestelemiş, kendi müziğini terketmiştir.

Yine dünyanın en ünlü kariograf ve dans üstadı Maurice Bejard, Kur'an'ın ahengindeki mucizeye hayran kalarak müslüman olmuş, mesleğini terk ederek kendini Kur'an'ın Avrupa'da tanıtılmasına adamıştır.

Kıymetli okurlarım: Kur'an'ın bu ahenk mucizesini sezmemiz için Kur'an'ın hem tertil ile okunması, hem dinlenmesi farz kılınmıştır. Kur'an'ın, sırf dinlenirken âhengindeki akıl almaz mucizesi, ölü kalplere hayat veren bir sır taşır. Onun âhenginden, yitirdiğimiz mânâ hafızamıza can gelir.

Bir başka deyişle insanın mânâ kişiliği Kur'an nağmelerine göre ayarlanmış. Onu duyunca çalışan esrarengiz bir alıcıya benzer, o nağmeler insan dediğimiz bu varlığı evrenin sonsuz boyutlarına ışınlar.

Bu bir gerçektir ve pek çokları bu âhehkle sonsuzlaşmışlardır.


Onk.Dr.Haluk Nurbaki | Damla Yayınevi